Türkilizce

İngilizceniz yoksa aşağıdaki yazıyla ilgili bir açıklama getirelim. Türkilizce, Türklerin çok bilmişliğinin bir sonucu olarak ürettikleri ve kendilerini komik duruma düşürdükleri inanılmaz dil hataları. Kelimelerin aynen sözlükte yazılması sonucu birebir çeviri yapıldığı zannedilerek aslında sadece İngilzce bilen Türklerin anlayabileceği ama İngilizce bilen kimsenin anlayamayacağı çeviriler.

Gerçek bir sözlük anlamı kazanmış bir kelime olmamasına rağmen gittikçe daha çok rastladığımız bir tanım. Her ne kadar bazı yerlerde Türkçemizin düzgün kullanılmamasını eleştirmek amacıyla kullanılsa da aslında mizahi bir yönü var.

Türkilizce şu anlama geliyor;

Yalnızca İngilizce bilen Türklerin anlayabileceği hatalı çevirme dili.

Bu şekilde bir kullanım İngilizce’yi eksik bialmekten ve ayrıca bunun farkında olmadan çeviri yapmaktan kaynaklanıyor…

Bir lokanta Adana dürümü “Adana status” olarak çevirmiş…

Yıllar önce bir arkadaşımız bir turiste Akbank’ı tarif ederken “White bank” demişti…

İngilizcesi az bir hemşerimiz turistin birini sıraya geçmesi için uyarırken “enter the desk” demiş…

Samsun’un Çiftlik Caddesi’nde bir tavuk dönercinin girişinde kocaman “Chicken translation” yazıyor…

Sınavda İngilizce kompozisyon yazarken iki göz iki çeşme ağlamak deyimini “crying to eyes and to fountains” şeklinde çeviren bir öğrenci olmuş bu ülkede…

Bir de fıkra var bununla ilgili; dilekçe yazarken “look sugar brother, no need to be artist” yani “bak şeker kardeşim, artistliğin lüzumu yok” yazan bir adam ile ilgili…

Ve Şerif hocanın şahane bir kitabının ismi; “Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır.” Bu çeviriyi yapan öğrenciye aslında ingilizce olarak şu cümleyi çevirmesi söylenmiş; “Fil, dünyada hortumu olan tek hayvandır.”

Ve benzer şekilde “Boğazıma mısır kaçtı” şöyle çevrilmiş; “Exploded Egypt has escaped to my Bosphorus”.

Aşağıdakiler ise tamamen ülkemizden gerçek çeviriler;

* İskender döner; Alexander Returns.
* Merkez Döner Salonu; Returns to Centrall Hall.
* Köfte Dürüm; Meatball Status.
* Çay Ocağı; Tea January.
* Dil Peyniri; Cheese Language.
* Pazarlama Müdür; Sundaying Manager.
* Kazandibi; Bottom of the Win.
* Gözleme; Observation.
* Karışık İskender; Alexander Confused.
* Urfa Acılı; Urfa Painfull.
* Kurban Kavurma; Victim Roasting.
* Bostana; To Garden.
* İçli Köfte; Sensitive Meatball.

Ne kadar komik, ne kadar eğlenceli. Ah yurdum insanı. Değil mi…

Değil.

Maalesef yukarıdakiler hiç komik değil.

Bunlar tamamen teknoloji gelince artık bilgi eksikliği ihtiyacının bittiği hissiyle edinilen özgüvenden kaynaklanıyor. “Teknoloji öyle bir hale geldi ki artık bir şey öğrenmeye gerek yok, bilen insanlardan farkımız yok”.

Yazarım Translate programına, sitesine; anında bana cevabı verir. Ben de kolayca çeviri yapmış olurum. İnanın yukardakiler birkaç cümle de olsa; paragraflarca ödevi çevirdiğini sanıp teslim eden yüzlerce öğrenci var.

Şunu bir türlü anlayamadık; teknoloji aklın ve bilginin yerini almadı, bunları kullanmayı kolaylaştırdı. Bilgi sadece bilgiyi kullanabilen akıl sahibi insanlar için amacına ulaşır. Bilgiyi insan beyninden alıp bilgisayara vermez. Bilgisayar neyi bildiğini, bildiğinin ne manaya geldiğini dahi bilmez. Onun için bilgi sadece denklemdeki girdiler ve çıktılar olabilir.

Biz bilgisayarın asla sahip olamayacağı aklı ona devretmek istiyoruz. Ve zeka deyince akıldan değil hafızanın kapasitesiyle ilgili şeylerden bahsediyoruz. Oysa bilgiyi hafızada tutmak bilgisayarın işidir, onu kullanmak insanın işidir.

Yani insan kendi aklının ne işe yaradığını bilmiyor. Bilgisayarla arasındaki farkı bilmiyor. Doğal olarak ona hayran oluyor. Onu meydana getiren insan aklını küçümsüyor.

Yukarıdaki konu sadece bir örnek…

Facebook’ta profil açıp herkesi arkadaş ekleyip, gruplara ekleyip dakika başı paylaşım yapan kişi, artık takip edilmediğinin, kimseye ulaşamadığının farkında değil.

Ücretsiz bedava uygulamalarla dolu bir uygulama mağazası olmasıyla övündüğü telefonunda her ücretsiz uygulamada telefonundaki her bilgiyi tanımadığı ellere emanet etme riski aldığının farkında değil.

Küçük bir işlemle, mağazasında check-in yapan her müşteriye her check-in yaptıklarında otomatik mesaj gönderebileceğinin farkında değil.

İki bilgisayarını birbirine ağ üzerinden bağlayabileceğinin farkında değil.

Kaydettiği her dökümanın anında hiçbir işlem yapmadan internete yedeklenebileceğini ve diler telefonundan dilerse dünyanın dilediği yerindeki herhangi bir bilgisayarından ulaşabileceğinin farkında değil.

Telefonunu bir işlemle modeme çevirebileceğinin farkında değil.

Yıllar geçiyor ama yukarda saydıklarımız gittiçe basit bir işlem olmaktan çıkıp çok daha karmaşık işlemlermiş gibi insanların karşısına çıkıyor.

Ve daha vahimi, on yıl önce çıkmış bir teknolojiyi bile “yeni” veya “geleceğin teknolojisi” adı altında yayınlayan her yazıyı heyecanla okuyorlar. Hayal edilebilecek neredeyse her şeyin şuanki herhangi bir bilgisayar, telefonla yapılabileceğinden habersiz hala beklemekte.

İnsanlar teknolojiyi öğrenmeyi bıraktığı için birileri sizin yerinize bunları yaptığını iddia ettikleri programlar üretince siz de kendinizi bunları da yapmayı biliyor kabul ediyorsunuz.

Öğrenmeyi üzerinizden aldığını, işinizi kolaylaştırdığını iddia eden her şeye övgüler diziyorsunuz. Aslında sizi o konuda bilgisiz bıraktığı ve öğrenme motivasyonunuzu elinizden aldığı için kızgın olmanız gerekirdi.