Sistemin verdiği ünvanı reddet

İdeal (hatta ütopik) bir devlette her işi yapacak insan bulunur. Toplumda birileri musluk tamir ederek, hamallık yaparak, kahvecide çırak olarak çalışarak da mutlu olmalıdır. Ancak gerçek hayatta bu olmaz. Bu işleri yapıp evine helal ekmek götürüp iç huzuru ile yaşamaya tamah edecek insan sayısı azdır. Dolayısıyla insanlar az çalıştıkları ama çok kazandıkları iş istemeye başlarlar. Huzurlu devlet düzeni bu isyanlarla bozulur. İnsanlar kontrol edilmelidir.

İnsanlar bu isteğinden vazgeçirmenin yolu, paraya muhtaç bırakmaktır. Piyasada dönen para çok olunca da insanlar harcamalarıyla nasıl olsa parayı azaltırlar, hep aynı kesimin elinde dönmesine yol açarlar. İnsanlara neden çok paraları olmadığı söylenmelidir; çünkü çok para getirecek bir işte çalışmıyorsun. Onlar da çok para getirecek iş istediklerinde şu söylenir; yeterli eğitimin yok.

Eğer herkes yeterli eğitime sahip olmazsa büyük isyan çıkar. Bu yüzden üniversiteler açılır. Üniversite mezunu olmak iş bulma sebebi gibidir, ya da en azından iyi bir başlangıçtır. Üniversitenin olması; üniversite okumayan kişilerin isyanını azaltır. Alt düzey işleri kabul etmek durumunda bırakır. Bunu kabul etmeyecek düşünceleri olamaz, çünkü kafalarının bir köşesinde üniversite umudu ya da çabasıyla yıllarını geçirirler.

Üniversite mezunları iş bulmaya başlar. Ancak kalifiye elemana yetecek kadar iş yoktur. Yüzlerce kişiyi yönetecek tek bir kişi lazım olur. Ama o tek kişilerin isyanı söz konusudur. İş bulamayanlar üniversite mezunu olduğu halde iş bulamadığı için isyan çıkarır. Çözüm; daha çok kişiyi mezun etmektir. Ne kadar çok üniversite mezunu işsiz olursa; bu durum o kadar normal karşılanır ve isyan o ölçüde azalır.

Ama gerçekten işin öğretildiği bir üniversite mezunu da tehdittir. Hem bilgisi olup da hem işsiz kalırsa toplumda sisteme karşı güvensizlik oluşur. Üstelik, çok bilgili bir insan başka alana da yönelmez. Aynı alanda iş isteyen bilgili çoğunluklar o sektörü kontrol edebilir. Parlak beyinler köreltilmelidir. Bu yüzden, ismi “üniversite mezunu” olsa da aslında bu kişiler ne sektöre adım atacak ne de hiçbir şey bilmediğini kendine itiraf edip bu sistemden kurtulacak kadar bir şeyler bilmelidir. Bu sebeple aslında hiçbir şey bilmeyen kişiler geri dönüş olmayan yıllara kadar oyalanmalıdır.

İnsanlar hayatın en erken, bıçkın ve her şeyi yapabilecek çağında başıboş dolaşmamalıdır. Bu çağları okullarda yaşanması için ilkokul uzatıldıkça uzatılır, ortaokul büyük ölçüde ilkokulun tekrarı, lise de büyük ölçüde ortaokulun tekrarı olacak şekilde en az 4 senesini üniversiteye harcayan bir insan tüm çocukluk ve gençlik çağını okullarda yaşayıp aklını köreltmişse hayata bırakılabilir. Artık mutlaka iş bulmak zorundadır. Sisteme isyan edecek vakit falan yoktur.

Üstelik, hiçbir şey bilmediği içini kemirdiği için işe almayanlara karşı da içindde bir hak verme durumu oluşur. Ne de olsa kendini pek bir şey biliyor gibi hissediyor değildir. Yine de bu insanlar hala sisteme girebilir, çalışır, üretir, akıllanır. Ve bir süre sonra bu akıllı insanlar bir bir sektörleri ele geçirir, sisteme isyan etmeye başlar. Dolayısıyla bu kişileri bu kadar akıllanmaktan kurtarmak için piyasadaki işlerden daha cazip bir şey icad edilir; devlet memurluğu. “Asgari” diye tabir edilen en düşük ücretin, hafta sonu tatilinin, rahat iş hayatının, emekliliğin olduğu iş düzeni insanlara cennet gibi gelir. Piyasa artık öcüdür, ama memurluk hayaldir. Bu sebeple zaten büyük yıllar kaybetmiş insanlar iş hayatına falan atılmaz, gerekirse yıllarını memur olmaya harcar. Devlet de ucundan bu hayali canlı tutmakla yükümlüdür. Böylelikle işverenler kaliteli eleman bulamaz, iş arayanlar da mevcut işlere başvurmaz; ama kimse hatayı kendinde, kendini geliştirmemesinde, çalışmamasında bulmaz. Bu sistem ayakta kalır.

Bu sistemde bir süre sonra; en kötü durumdakiler en alt işleri dahi bir süreliğine kabul edecek duruma gelirler. Kendilerini yönetenlere boyun eğerler. Azıcık maaş artışı, ikramiye gibi küçük ödüllere erişmek için tüm ömürlerini feda ederler. Her nasılsa; dünyaya çalışmak para kazanmak ve ölmek için geldiklerini sanacak kadar diğer tüm hayat dolu konulara yabancılaşırlar. Öğrenmeyi unuturlar.

Sistem cahil yetiştirmek zorundadır, yoksa ayakta kalamaz. Birileri en düşük işlere tamah etmelidir. Yıllar insanlar için hızlı geçmelidir. ABD’de de aynı sistem vardır, Türkiye’de de.

Tüm okul hayatı uzakta beklenen hedeflerle geçirilerek sistemin sorgulanması unutturulur. Ortaokulda liseye giriş sınavını, lisede üniversiteye giriş sınavını, üniversitede mezuniyeti, sonra memurluğu, sonra emekliliği bekleyen insanların bir şeyler düşünecek vakti olmaz.

Bir soruyu kimse yapamıyorsa hoca değiştirilir. Bir mesleğin mutlaka bilmesi gereken şeyleri bilmeden de mezun olabilirsiniz. Eninde sonunda o sorunun sorulmadığı bir sene gelecektir. Okuma yazma bilmeden ilkokulun bitirilebildiği bir ülkedir burası. Mükemmel ama uygulanmamış eğitim düzenlerini kitaplardan okumuş biri olarak söylüyorum; test olabilecek en kötü sistemdir. Bir şeyi bilmiyorsanız bilmiyorsunuzdur. Ama testde durum değişir, bildiğinizi zannederseniz. Sokak röportajında Azerbeycan’ın başkentini sorsanız halkın %70’i bilemez. Ama test yapınca %90’ı bilir. O an aklınızda olmayan şeyi bilmiyorsunuzdur, etkili olarak kullanamazsınız. Google’dan bulabileceği her şeyi biliyor kabul eden nesiller aslında eğitim sisteminde kapılmışlardır bu önyargıya. Bilgisayarda çok uzun bir parolayı bir karakter dışında yanlış yazsanız kabul etmez, o kadar uzun yazdınız, doğru kabul ediyim, gidiş yoluna puan veriyim falan demez. Biliyorsan ikinci seferde doğrusunu girersin.

Ben hayatta bir şeyi okulda tam öğrenmiş, ya da okulda öğrendikleri ile kaldığı halde meslekte başarılı olmuş tek bir insan görmedim. Kendim öğrendiğim her konuda en önemli ve bana gerekli kısımları keyif alarak öğrendiğim için her zaman etkili kullanıyorum. Oysa okullar kitabın başından sonuna kadar işler. Asla kullanmayacağın şeylerle vakit geçirtir. Öğretmeye çalıştığını ispatlamak için test adı verilen saçma bir şey yapar. Ve seni eğittiğini söyler.

Üniversitenin verdiği ünvanı reddedin. Bugün ustabaşı kadar işi öğrenmeyen kişiler “biz işin mantığını öğrendik” adı altında daha yüksek maaş isyanı ile yıllarını harcıyorlar, hem de gerçekte o işin mantığını falan bilmiyorlar. Ve hatta hiç kimse o bölümü gerçekten anlasa hayatta herhangi bir alanda başarılı olabileceğini farketmiyor. Sistemin verdiği ünvanlar; sistemin sunduğu işlere girmek dışında hiçbir işe yaramıyor. Siz kendi ünvanınızın, kendi işinizin, kendi çabanızın, hayat amacınızın peşine düşün.