Pazarlama paradoksum

Elimizdeki internet araçları sayesinde istediğimiz kişilere ulaşabiliyoruz. Elimizde inanılmaz bir erişim olanağı var. Tarihte devlet yöneticileri hariç kimsenin istediği kitlelere bu kadar kolay ulaşabildiği bir dönem yaşandığını zannetmiyorum.

Şöyle bir örnek vereyim; diyelim ki falanca şehirde yaşayan ve işini ciddiye alan bir işletmesiniz. O şehirde benim gibi birini bulursunuz. Teknolojiyle gerçekten ilişkili olup olmadığınızı test eder, belirli konularda restler çekerim ve bir ihtimal sizinle anlaşırız.

İnsanlara bayan ayakkabısı pazarlamak istiyoruz diyelim.

Mağazamız adına bir sayfa açarız. Facebook’ta güzel bir ayakkabıyı çok şık bir fotoğrafla ve görselle paylaşır ve sadece o şehirde yaşayan, falanca yaşlar arasındaki bayanların göreceği şekilde reklam veririz. Facebook o fotoğrafı beğenen, yorum yapan kişilerin arkadaşlarına “Falanca arkadaşın bunu beğendi” diye her Facebook’a girişinde göstersin diye ufak tefek ayarlar yaparız. Sadece hedef kitlemize reklam verdiğimiz için ister inanın ister inanmayın işimizi doğru yaptığımız sürece reklama verdiğimiz paradan daha fazlasını kar ederiz. Bu sırada sayfamıza biriktirdiğimiz kişilere ise ömür boyu ücretsiz şekilde reklam yapar ve kendi dükkanında oturduğu yerden müşteri bekleyen, veya gazete, radyo gibi yerlere boş yere tanıtım yapmaya çalışan kişileri rekabette geride bırakmış oluruz.

Ya da o şehirde yaşayan ve Google’da ayakkabı arayan her kişinin arama sonuçlarında en üstte sitemizi görmesini sağlarız ve aynı şeyi elde ederiz. Ve yine sadece hedef kitleye ulaştığımız için düşük bütçeyle büyük faydalar elde edebiliriz.

İnsanoğlunun karşısına en şık görsellerle, etkileyici videolarla, arkadaşlarının görüşleriyle, animasyonlu web siteleriyle çıkar ve kendi eliyle internete girdiği bilgilerle, zayıf yönleriyle onları yönlendiririz.

Benim şu ana kadar pazarlamaya en çok çalışığım tek şey kitap oldu. Hem babamın sahibi olduğu kitapçı dükkanı için hem de çalıştığım yayınevleri için.

Kitaptaki sıkıntı şu ki; hedef kitlenin okumaya niyeti yoksa ne kadar reklam verdiğiniz pek fark etmiyor ya da sitenizden kitapla ilgili her türlü bilgiyi aldıktan sonra onu gidip başka yerden alabiliyor.

Ben işimde insanları kandırmak yerine olabildiğince gerçeklerle karşısına çıkmaya çalışırım. Gerçek bir ihtiyacın gerçek bir çözümünü arar ve böyle pazarlama yaparım.

Ama kitaptaki sıkıntıları aşabilmek için daha yoğun şekilde fikir üretmeye çalıştığımda internette gittikçe daha büyük araştırmalara girdim. İnsanların ne aradığını, ne istediğini daha çok anlamaya çalıştım.

Konunun burasında özür dileyerek neden zorluk yaşadığımı kısaca anlatmak istiyorum; Türkiye’de Facebook’ta kitap adı altındaki sayfaları beğenen kişi sayısı, Türkiye’de 1 senede satılan kitap sayısının 5’de biri. Buna karşılık tüm yayınevlerinin takipçi sayıları toplamı, Türkiye’de her 10.000 kişiden birinin kitap okuduğu gibi bir izlenim veriyor. Yani insanlar kitap sayfası beğenerek içlerini rahatlatıyor ama kitap satın almıyorlar. Bir kitaptan alınmış sözü paylaşanların binde biri bile o kitabı satın almıyor.

İşte tüm bunlar içinde aramalarımı genişlettim. İnsanların neye ihtiyaç duydukları ile ilgili aramalar yaptım.

Google öyle bir şey ki her saniye tutulan inanılmaz geniş bir istatistik olarak karşımıza çıkıyor. Hangi şehirde insanların ne sıkıntısı olduğu, hangi yaşta neye ihtiyaç duyulduğu gibi gerçekler önünüzde duruyor.

En çok karşıma çıkan şey; işsizlik. Binlerce insan iş arıyor. Bunu zaten biliyorum, ben de üniversite mezunuyum. Yaşıtlarımızın neler yaşadıklarını hepimiz biliyoruz. Ama burada sayılar karşıma çıkıyor.

İnsanlar çare arıyor doğal olarak. Öyle aramalara rastladım ki -doğal olarak- kitap satma çabam bu işlere başlamadan önceki zamanlarda olduğu insanlara yardım etme çabasına dönüştü.

Satmaya çalıştığım kitaplar insanları donanımlı hale getirebilir, iş bulmasını kolaylaştırabilir, az para kazandığı halde mutlu kişiler olmalarını sağlayabilir. Gerçekten bu konuda yazılmış en iyi kitapları biliyorum.

Ama arama sonuçlarından sonra işsiz insanların kitaba dahi para vermesini sağlayacak şeyler yapma konusunda isteksizliğim başladı. Kitaba verecekleri ufacık para ceplerinde kalsın istedim. Çünkü biliyordum; uğraşırsam ne yapıp edip o kitapların satın alınmasını sağlayabilirim.

Ama sonra arama sonuçlarında başka şeyler dikkatimi çekti.

KPSS için dershaneye giden insanlar ve ödedikleri paralar. İşsiz bir insanın, iş kurulabilecek parayı dershaneye yatırması ve kitaptan çalışabileceği konuları başkasından duyarak öğrenmesi. Dershaneler de bir şekilde içimde huzursuzluk oluşturuyor.

Bir başka yazımda günümüz dünyasında oluşturulan düzen sayesinde işsiz bir insanın harcamalarını kısmadığını, her gelir düzeyinceki insanın iPhone kullandığını söylemiştim ya.

İnternetten iş arayan insanlar internetten iPhone’lar, Samsung’lar aramışlar. Cep telefonundaki oyunu yapan şirkete milyar dolar kazandırmışlar.  Facebook profilini gören kişileri aramışlar. Bunu sağladığını iddia eden programlara para ödeyip dolandırılmışlar.

Arama sonuçları çok vahim.

İşsiz kimseler gelirlerini kısmıyorlar. Aynı şekilde para harcamaya devam ediyorlar. Ben onlara kitap satmaya çalıştığım için suçluluk duyuyorum ya, onlar o parayı eninde sonunda daha saçma yerlere harcayacaklar.

Gördüğüm kadarıyla bir istemeye istemeye dersaneye gidip, biraz puan alıp yıllarca atanmayı beklerken Facebook’ta önüne gelene oyun isteği yollayacaklar. Bu sırada Samsung S4 ile attıkları tweetlerde atanamadıkları için ona buna çatacaklar.

Arama sonuçlarında çalıştıracak kişi arayan yüzlerce işletmenin çalışacak kimse bulamadığını da söylemeliyim. Çünkü yüzbinlerce üniversite mezunu kendini oralarda çalışmak için fazla iyi buluyor. İnternetteki bilgi yarışmasında ikinci tura geçemiyorlar, yıllarca kullandığı internetin tarayıcı bilgilerini çözemiyorlar, kursuna gittikleri her şeyin kitapları ve ücretsiz videolu dersleri olduğunu bilmiyorlar, ekrandaki uyarılara bakmadan aslında virüs olan uygulamaları onaylıyorlar ve kişisel bilgilerini herkese açıyorlar ama bir işe girip çalışmak için fazla iyiler. Daha iyi bir iş bulana kadar boş oturmakta sorun görmüyorlar.

İnsanlarla görüştüm, yatırımcılarla görüştüm, hocalarla görüştüm ve insanlar her ne sınavlarına giriyorsa, onlar için ücretsiz videolu dersler hazırlayıp herkesin kullanımına açacak bir proje yapmak istedim. Birkaç ayda tamamlayıp insanların dershanelere verdikleri paralar ceplerinde kalsın istedim.

Ama böyle şeyler zaten varmış. İnsanlar önündeki teknolojinin farkında olana kadar onlar için yapabileceğimiz bir şey yok.

Bazı insanlara gerçekten yardım edilemez sanırım, onlar yardım edilmeye ihtiyaç duymadığı sürece…