Okumayı Unutuşumuzun Tarihi

İnternetin değilse bile, kullanımının artmaya başlamasının yeni günleriydi. Bir süre sonra dendi ki; “artık kimse kitap okumuyor, blog yazıları okunuyor.”.

Yeni bir edebiyat türü doğmuştu. Kendi üslubu, hedef kitlesi, popüler yazarları ve gündemi olan bir dal ortaya çıkmıştı. En çok okunan blog yazarlarına, bloglarında değinmeleri umuduyla promosyonlar hediyeler gidiyordu. İnternet dünyasının süperstarlarıydı.

Bir blog yazısı herhangi bir şeyden değinebilirdi. Başı ve sonu belliydi. Okunur, yorum yazılır, takip edilirdi.

Sonra günün birinde “paylaş butonu” çağı başladı. Artık bir yazarı takip etmek için onun bloguna girip yeni yazı olup olmadığına bakmak devri bitmişti, üstelik artık takip edilemeyecek kadar içerik vardı.

İşte bu dönemde, yazarlar insanların bulunduğu platformlara gitmek durumunda kaldılar. Onlar da sosyal medya hesabı açıp her yeni yazısını oraya ekleyip insanların haber akışında yer almaya çalıştılar. Eski hiçbir şeyin önemi kalmadı. Sadece son paylaşılan gündemde kalabilirdi, o da başka biri bir şey paylaşana kadar.

Dolayısıyla blog yazısı okuyacak zaman daraldı ve kalmadı. Dendi ki; “insanlar artık blog okumuyor, video izliyorlar.”.

Hakikaten de o günlerde bağlantı hızları arttığı gibi, YouTube gibi videoyu indirmeden de hızlı görüntüleyebilecek video uzantıları ve online oynatıcı teknolojileri gelişmişti. Video çağı başlamıştı. Çılgınlar gibi video paylaşılmaya başlandı. İnternetin gündemi değişti.

Ama video da kısa sürede çığrından çıktı. YouTube’a bir günde 7 yılda izleyebileceğimizden fazla video yüklenmeye başladı. Amerikan televizyonlarının 80 yılda ürettiği video, YouTube’a birkaç yılda yüklenmişti.

Ve bir gün bir şey dediler; “İnsanlar artık uzun videoları izlemiyorlar. Artık resimle dikkatlerini çekmeyi başarabilirseniz resmin altındaki kısa yazıyı okutabilirsiniz.”.

Bu çağ da çok kısa sürdü. Ve hemen ardından “Artık resimde anlatacağını anlattın anlattın, eğer uzun ve sıkıcı bulurlarsa haber kaynağında aşağı inerken durmazlar bile.”

Bunun üzerine Twitter doğdu. Tabi doğmasında herkesin üzerinde konuştuğu bir konuda yaptığın yorumun herkes tarafından görülebilmesi ilkesinin de payı var. Ama herkes şöyle demeye başlamıştı bile; “Artık videolar izlenmiyor, 140 karakterde derdini anlatan fenomen oluyor.”

6 kelimelik öykü, sesli makaleler, 6 saniyelik videolar ve insanlar 1 dakikadan uzun videoları açmaya bile tenezzül etmediği için 1 dakikadan az süreli videolar yükleyen 59 saniye gibi siteler ve çok daha fazlası.

Okumak zaman içinde bitti. Bunun bitmesine neden olan şey tarih boyu bilgi azlığı ya da insanların dikkatini bilgiden başka yöne çeken araçlar olmuştu. Çağımızda inanılmaz şekilde okumayı unutturan şey bilgi ve bilgiye ulaşmanın şahane yolları oldu.

Bugün çok vahim olaylar yaşıyoruz.

Belçika’da bir kadın tren ülkenin bir ucuna gelip de durunca görevlilerle daha gitmesi gerektiği konusunda tartışır. Görevliler nereye gitmek istediğini sorduğunda telefonun navigasyonunu gösterir. Kadın şehir ismini yanlış girdiği için Hırvatistan’daki benzer isimli bir yeri bulmuş ama bulduğu yerin kendisinden 2 ülke ve 1296 km uzakta olduğuna dikkat etmemiştir. Bu hata farkedildiğinde ise kadın çoktan 144 km yol gitmiştir.

Kore’nin SBS televizyonu, Facebook’ta bir sayfa açmış. Türkiye’de ortaokul öğrencilerinin girdiği sınavın ismi de SBS. Sınavdan bir gün önce binlerce öğrenci Facebook’ta arama yapıp SBS televizyonu sayfasına giriyorlar. Profil resmi, sayfa içeriğindeki korece yazıları falan görmüyorlar bile. Hepsi sayfanın duvarında “sınava girecek herkese başarılar” diliyorlar. Televizyon kanalı yetkilileri binlerce Türk hesabının kendi duvalarına yazmalarına anlam veremeyip panik içinde araştırma yapıyorlar. Yayınları sırasında Türklere hakaret ettiklerni veya sayfaya hacklenme girişiminde bulunulduğunu zannediyorlar.

Öğrencilerin sınav kağıtları ile ilgili sayfalarda kolayca denk gelirsiniz. Öğrenciye bir ödev verilmiş, çocuk internetten arayıp bulmuş. Ödev kağıdında “ABD’de çalışmak için 55.000 işçi alınacaktır, başvurmak için hemen tıklayın” yazıyor. Çocuk ödevi bulmuş, ekranda ne bulsa defterine aktarmış. Aktarma sırasında ne yazdığını okumamış, okuduğunu anlayamamış.

Bir etkinlik düzenledik. Etkinlik fotoğrafı organizasyonun yapılacağı yer, etkinlik adres bilgisinde yazılı, etkinlik açıklamasında yeri yazılı. Ama etkinliğe gelen yorumların dörtte biri etkinliğin nerede yapılacağı soruları ile doluydu.

İşletmeler için kurduğum tüm web sitelerinde, sayfalarda, hesaplarda adresi mutlaka adres bilgilerine girerim. Yine de her hafta onlarca mesajda insanlar, o işletmenin nerede olduğunu soruyor olur.

Bugün hiçbir haber sitesinde başlık altında haber içeriği ile ilgili olmayan yorum görmemek mümkün değildir. Mutlaka ciddi bir kitle kesinlikle içeriği okumadan yorum yapıyorlar.

Bugün onbinlerce takipçisi olan eski bir yazarın, şairin hayran sayfasında, o kişiyle ilgili ciddi eleştiriler ve hatta hakaretlerde bulunan bir yazıyı paylaşın. Size yemin ediyorum binlerce kişi paylaşmış olmak için paylaşacak, yazıda ne olduğuna bakmayacaktır.

Facebook uygulamalarda, oyunlarda önce izin istiyor. Ekranda kocaman “bu uygulama senin adına paylaşım yapmak istiyor”, “bu uygulama mesajlarına erişebilmek istiyor” yazıyor. İnsanların büyük çoğunluğu bunlara bir kez bile bakmadığı için kendi yüklediği uygulamalar duvarında reklam yayınlayınca “hesabıma virüs bulaştı” yazıyor. Hesaba değil, aklımıza virüs bulaştı.

İnternet insanların sadece yazmayı bildiği ama düşünmeye ve okumaya kesinlikle ihtiyaç duymadığı ortamdır. Bugün kimse bir bildirim gelip gelmediğini merak etmeden, dikkati dağılmadan tıpkı eski günlerdeki gibi bir şeyi tam konsantrasyon içinde okuyabildiğini iddia edemez. Gelecekte bu durumun ne sonuçlara yol açacağını düşünmek bile istemiyorum…

http://abdullah-reha.nazli.us/okumayi-unutusumuzun-tarihi/