Mesleklerin Ölümü

Bir iş kurmak için ya hammaddeye yakın olmak gerekir ya da hedef kitleye.

Matbaalar çok insanın yaşadığı büyük şehirlerde olur, yayınevleri de buralarda kurulurmuş. Yayınevi kitabı belirli bir sayıda basarmış ki baskı daha ucuza gelsin ve masraflarını çıkarabilsin. Böylelikle insanlar kitap almak için kalkar büyük şehirlere giderlermiş.

Zamanla herkes sürekli gidip geleceğine ve çok fazla masraf yapacağına, nüfusun ve talebin biraz artmış olmasının hevesiyle bazı insanlar demişler ki; büyükşehirlere biz gider, getirebildiğimiz kadar kitap getirir, kim istiyorsa bizden alır.

Bu iş biraz büyüyüp de bazı şehirlerde taşınamayacak kadar kitap ihtiyacı doğunca insanlar dükkan kiralamışlar, yayınevleriyle anlaşımışlar. Artık büyükşehirlere gitmeden kitaplar onlara geliyor, taşıma işini ambarlar yapıyor, halk kitabı yol parası vermeden alabiliyormuş.

Sonraları yayınevleri de kitapçılar da artınca basılan kitap adedi artmaya başlamış. Artık yayınevleri, kitaplarının Anadolu’da sergilenmesi ve satılması için kitapçılara ihtiyaç duymaya başlamış. Sektör gelişmiş.

Kitapçılar, içinde yayınevinin, matbaanın, yazarın, dizgicinin, editörün, kapak tasarımcısının, kargocunun emeği bulunan ve her satırı hem fikri hem maddi emek kokan kitapları satarlarken kendileri de dükkan kirası, eleman parası, kargo ücreti vererek geçinmeye, Allah’ın gönderdiği rızkı temin etmeye başlamışlar.

Yayınevi sayısı büyük sayılara ulaşıp da hakikaten ülke nüfusunun ihtiyaç duyduğu fikir ihtiyacını karşılayacak boyuta gelince, kitapçıların yüzlerce yayınevinden kitap talep edip hepsinin kargo parasını ödemesi imkansız hale gelmiş. Böyle olunca dağıtımcılar ortaya çıkmış. Bunlar tüm yayınevlerinden kitapları alıp kitapçılara aynı paket içinde gönderme işini devralmışlar. Tabi kitabın içinde emeği ve payı olan kişiler arasına katılmışlar.

Yazarının dahi cüzi bir miktar pay aldığı ve asla emeği karşılamadığı bir sektörde bazı insanlar kitaplara pahalı demişler, ama olsun. Bu iş kutsal bir meslek olarak hayata girmiş.

Sonra gözümüzün önünde internet çıktı. Kitapçıya gitme, ona kar ver verme kısmına gerek kalmadı. İnternet siteleri yeni dağıtımcılar oldu. Ama kitapçıya ulaşmak için değil, direkt olarak kitap okuyan kişilere ulaşmak için.

Böylelikle kitapçıya verilecek payı devraldılar. Üstelik kitapçı sadece kapısından giren kişilere ulaşabiliyordu. Onlar ise herkese. Çok daha fazla müşteri demek çok daha fazla kitap satışı demekti. Bu da yayınevlerinin ayakta kalmak için en büyük müşterisi olan internet sitelerine daha yüksek pay vermesi demekti. Üretici, dağıtımcıya muhtaç olmuştu.

Kitabı kitapçıdan çok daha ucuza alıp çok daha ucuza satabilen siteler, bir kitapçının 1 yılda sattığı kitabı 1 günde satarak büyüdüler. Ve kitapçılar zaten zor geçindikleri sektörde kırtasiye, oyuncak satmaya başladılar. Kitapçı ile kırtasiye kavramı birbirine karıştı. Son kalan kitapçılara dahi insanlar melodika, telli dosya, damga pulu, uçlu kalem sormaya başladılar.

Kitapçılık arada gereksiz bir iş dalı oldu. Türkiye’de kitapçısı olmayan il sayısı 10’u aştı. İstanbul’un göbeğinde 50 yıllık kitapçıların yerini dev markalar aldı. Kitap kokusuna ihtiyaç duyan nesiller evlerine çekilmeye başladı. Yeni nesil ise buna hiçbir zaman ihtiyaç duymadı.

İnternet bir mesleği böyle yedi…

Yani aslında perakendecilik bitmişti. Teknoloji ara meslekleri ortadan kaldırıyordu.

Arada pay alıp dükkan kirası ve eleman parası ödeyecek insanlara gerek kalmadı. Telefoncular, beyaz eşyacılar, giysiciler talebin artmasına rağmen kapanmaya başladılar. Ana caddelerin çehreleri değişti.

Tüm sektörlerde süpermarketlere dönülüyor, bakkallar kapanıyordu. Herşey zaten herkesin ayağındaydı. Telefonu, interneti olan herkese ulaşılabiliyor, hizmet ayaklarına kadar götürülüyordu.

Aslında işlevi kalmayan iş dalları ayakta kalma çabalarıyla süreyi biraz uzatmayı başarıyorlar. Ancak otomobil lastiği üretenlerin karşısında at nalı satanların fazla şansı olmadığı gibi değişimin farkında olmayanların tutunacağı dalı kalmıyor. Bir zamanlar dikiş makinesi icad olunduğunda fabrikası terziler tarafından harap edilmiş.

Bugün de şunu anlamak lazım; dikiş makinesi üretildiyse bir terzi olarak bunu nasıl kullanabilirim.

Tüm işi kendi yapan fabrikalar artık işçiye ihtiyaç duymamaya başlıyor. Başında düğmeye basacak kişi arıyorlar. Üç boyutlu yazıcılar şaka olmaktan çıktı. Metalleri dahi şekillendirebildikleri için bina boyunda olanları üretiliyor. İnsan olmayan fabrikada makineler uçak yapmaya başladılar. Teknolojik ürünler yapan dev markalar ürünleri internetten çok daha ucuza satmaya başladılar. Amaç şubeleri kapatıp kiradan ve eleman parasından kar etmek.

İşçiliğin öldüğü bir çağda yaşıyoruz. Düşünsenize; işçiye ihtiyaç kalmıyor.

Ve öğretmene de ihtiyaç kalmayacak. Uzaktan eğitimler yayılıyor. En mükemmel anlatım metodlarını dileyen dilediği yerden de izleyebilecek.

Mühendislik eğitimi sırasında laboratuar analizleri gördük. Ustabaşı ile mühendisi ayıracak en büyük fark bu idi. Ama biliyorduk ki bu analizleri yapan cihazlar mevcut. Yakında ucuzlar ve ülkemizde de yaygınlaşırlar. Bir düğmeye bastığınızda ürünün analiz raporu çıktı halinde önünüzde. Mühendise de ihtiyaç yok. Yani mühendis düşünce yapısını herkesin hayatına ve işine uygulamasına ihtiyaç var ama mühendis seviyesinde bile olsa iş yapacak değiş düşünecek kişiye ihtiyaç var.

Ne iş yaptığınıza bakın; bir şekilde bunu online yapabilen bir kişi varsa size bir süre sonra ihtiyaç kalmayacak.

Fakat durum bu kadar vahim olsa da çıkış yolları inanılmaz sayıda.

Bir meslek öldüğünde yerine 100 meslek geliyor. Şaka yapmıyorum. Biz sadece bunları meslek olarak görmüyor, bugüne saplanıp geleceğe yatırım yapmıyoruz. Eskiden web tasarımcı bir kişinin ünvanıydı. Şimdi arayüz geliştiricisi, programcısı, kodlayıcısı, SEO uzmanı vs vs. Bir meslek onlarca yüzlerce meslek doğurdu.

Eğer insanlar lokmasını paylaşıyor olsa, bu değişimler neşe kaynağımız olurdu. Çok az çalışır ve çok fazla şey üretir, kalan vakitte dilediğimiz gibi yaşardık.

Teknolojinin gelişmesi çok daha az emekle çok daha büyük iş demektir. Ama böyle olmaz. Ekonomik gücü tekeline almaya çalışan kişiler, artık daha fazla kazandığı için size daha büyük pay vermez, sizi işsiz bırakmanın ve daha çok kazanmanın yoluna bakarlar.

Teknoloji, şuanda refah ve huzur kaynağı olabilir. Eskiyen, ölen meslekleri yapanlara çağa uygun ama ülkemizde hiç yapılmayan işleri öğretecek, iş açacak bir sistemde inanılmaz refaha kavuşur ve çağ atlarız. Mesai saatleri azalır, gelir artar, emeklilik düşer.

Ama bunu biri sizin yerinize yapacak değil. Sizin kendiniz için yapmanız gerekli. Ve hayatınızdaki en radikal kararın en önemlisi olduğu gelecekte ortaya çıkacak…