Keyfi davranışların önemi

Steve Jobs “noktaları ileri doğru birleştiremezsiniz” der. Hayatta “şu ileride işime yarar” diyerek öğrenmeye çalıştığınız şeyler bir köşede durur, gerçekten sevdiğiniz şeylerle meşgul olduğunuzda ise zaman içinde bunların hep bir yerlerde birleştiğini görürsünüz. Randy Pausch der ki; “Yapmanız gerektiğine inandığınız şeyleri yaparsanız gerisi kendiliğinden hallolur ve amacınıza ulaşırsınız”.

Ben de yıllarca yatılı okul okuduktan sonra üniversitede teknolojinin her yönüne mucize gözüyle bakarak büyük bir heyecanla kullanmaya başladım. Meslek edinme, para kazanma gibi amaçlar gütmediğim halde öğrendiğim, kullandığım her şey günün birinde eninde sonunda işime yaramaya başladı. Hiçbir zaman bir konuda yoğunlaşmasam bile iki veya üç farklı konuda “yeterli” bilgiye sahip olduğum durumlarda hep büyük avantaj sahibiydim.

Tek bir konuda internetin büyük faydasını görüp ilham verici işler yapan kişilerden biraz daha farklı bir hikaye yaşadım. Adeta, ne zaman bir konuda iyi olsam başka bir konuya geçmiş gibiyim. Buna rağmen çeşitliliğin artması bu sefer bambaşka avantajlar kazandırdı.

Hiçbir şeyi başına oturup kitabın başından başlayarak öğrenmedim. Her zaman bir şeyi öğrendikten sonra bir sonraki aşamaya geçebilmek için ihtiyaç duyulan bilginin peşine düştüm. İhtiyaç duyularak öğrenilen hem unutulmuyor hem de her zaman neyi neden yaptığını insana öğretiyor.

“Ne gerek var” denen hiçbir şeye kulak asmadım. Yıllarca faydasını görmeden yaptığım, biriktirdiğim şeyler eninde sonunda faydasını gösterdi. Hatta faydasını görmeyi ummadığım halde bazen hiç beklemediğim süprizler bugün doğru şeyler yaptığım izlenimi uyandırıyor. Hedeflense bile yaşanamayacak mutluluklar sürekli ve kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Tek bir anım bu konuyu anlatmama yeterli olacaktır.

Freelance işler yaptığım günlerden birinde akşam saat 22:30 civarında üniversiteden alt sınıftan bir arkadaşım aradı. Gıda mühendisliği okunurken son sene fizibilite projesi yapılır. Bu arkadaşım ve ekibi, projeleri için tüm ülkede pek çok şubesi olan bir gıda firmasının sahibine kadar ulaşmışlar. O da İstanbul’da fabrika ve şubelerde pek çok konuda yardımcı olmuş. Sonra Samsun’a geldiklerinde de iletişimlerini sürdürmüşler. En sonra bana telefon açtıkları akşam, patron Samsun’a gelme davetini kabul etmiş. Sabah uçağıyla geleceğini söylemiş.

Arkadaşlarım “Sabah 10:00’da bölümde konferans verecek, salonu doldrumamız lazım” dediler. Kendi kurduğum topluluktan 1’den 4. sınıfa kadar 1. ve 2. öğretim her sınıftan bir arkadaşa telefon açtım. Tüm sınıf arkadaşlarını konferansa getirmelerini söyledim. Ve özellikle rica ettiğimi ekledim.

Freelance günlerin rahatlığında gece çalıştığım için sabah ben uyudum ve insanları davet edip katılmadığım etkinliklerden biri daha yaşandı. Ama salon tam kapasite dolmuş, tüm bölüm arkadaşlarımız oradaymış. Çok başarılı bir işadamı olan konuşmacı da herkesi hem eğlendirmiş hem de ilham vermiş. Şahane bir sunum olmuş.

Etkinlik sonrası, işletmenin Samsun şubesinin müdürü “Salon neden bu kadar doluydu” diye sorunca arkadaşlar benden bahsetmişler. O da beni iş yerine davet etmiş.

Gidip tanıştık. Ofisinde yıllardır “ne işine yarıyor” denen web sitemi açtı. Çalışmalarıma, portfolioma, etkinliklerime baktı. Ne istesem öğrenebileceğime ikna oldu. Ve sadece tanışma konuşmasının ardından bana direkt olarak “Sana al dükkanın anahtarını burayı işlet, ben dinleneyim demeyi düşünüyordum ama buralar seni kesmez” dedi. Bir telefon açtı. “Sana bir genç gönderiyorum, her konuda kefilim” dedi ve kapattı.

Gittiğimiz yer aynı bölümden mezun olduğumuz tabiri caiz ise “deli” bir abimizin fabrikasıydı. Mezun olduktan birkaç yıl içinde kendi fabrikasını kurmuş, krizde batmış ve sonra plastik sanayine geçmiş, orada da birkaç yılda büyük bir firma haline gelmiş bir kişiydi. Konuşmada bölümle ilgili anılarından bahsetti. İnternette takip ettiği mezunlar sitesinin, etkinliklerin düzenleyeninin ben olduğumu duyunca çok sevindi. Yıllardır “ne işimize yarar” dememiştim, her şeyi, ders notunu, etkinlik fotoğraflarını, planları, hedefleri, organizasyon şemamızı not etmiştim. Bana “hayatta çalışmak istediğin ortam ve iş nedir?” diye sordu. O an heyecanlandım. Hep reklamcıların, ajansların bloglarını takip ediyordum ama daha önce bir ajansın kapısından bile girmemiştim. Reklam deyince bir telefon açtı ,”Sana bir genç gönderiyorum, her konuda kefilim” dedi ve kapattı.

Gittiğim yer büyük bir reklam ajansıydı. Macintosh bilgisayarlar, Photoshop kullanan insanlarla hep hayalini kurduğum ofis ortamıydı. Mesai saati bitimine yakın gitmiştim. Oranın sahibiyle tanıştık. Laf lafı açtı. Web siteme girdi. Videolu derslerimden tasarladığım sitelerden çok dinlediğim müzikler, okuduğum kitaplar üzerine konuştuk. Loreena McKennit’ten Sun Tzu’dan üç saate yakın sohbet ettik. Sonra yeni aldıkları bir projenin gençleri ilgilendiren ayağı ile ilgili fikrimi sordu. Beyaz tahta üzerinde tüm fikirlerimi anlattım. “Pazartesi gel başla” dedi. Hayatımda hiç grafik programı kullanmamıştım, reklamcılıkla ilgili tek bir şey bile bilmiyordum. Hatta ajansın muhasebesinden çıkan sonuca göre bir eleman yetiştirmeye ayıracak bütçe bile yoktu. Ama abimiz bende bir ışık gördü ve beni hiçbir şey bilmeden işe aldı. Ben orada bir süre sonra sosyal medya ile ilgili önemli fikirlere sahip görüldüm ve “sosyal medya uzmanı” olarak çalıştım. Sanki sadece eğitimim ve fikirlerim için orada çalıştım. Orada öğrendiklerimi ve özellikle bir ofisin nasıl çalıştığı ile ilgili görüşlerimi yıllar sonra kendi ofisimi açarken kullandım.

Tek bir günde yıllardır keyif için yaptığım her şeyin faydasını görmüştüm. Bir web sitesi sahibi olmak, piknik ve gezi düzenlemek, Facebook kurulmadan önce de internete etkinlik fotorğafları atmak, müzik ve kitap tercihlerimle ilgili blog tutmak, videolu dersler hazırlamak; kısacası heyecan sahibi olmak ve buna dair kanıt gösterebilmek hayatta bir üniversite bitirmekten daha çok işime yaradı. Üniversiteyi bu olaydan yıllar sonra bitirdim ama o gün aldığım dersleri hayat boyu artırarak devam ettirdim.