Hayalimdeki Eğitim Sistemi

Türkiye’nin her yerinde onbinlerce sınıfta, derslikte aynı ders onbinlerce hoca tarafından yıllarca tekrar tekrar anlatılıyor.

Düştüğünüz hocaya göre anlatım tarzı değişebiliyor. Belki tam sizin anlayacağınız şekilde anlatan hoca yan sınıfta derse giriyor. Belki hocanın o gün başı ağrıyor veya o konuyu pek sevmiyor. Ya da bir sene o konuyla ilgili bir kısma değinmeyi unutuyor.

Aynı müfredat her okulda okutuluyorsa bunları tekrar tekrar ayrı hocalara anlattırmak gerekli mi?

Videoları sadece komik video izlemek için mi kullanacağız? Mükemmel animasyon teknolojileri, anlatım teknikleri, seslendirme teknolojileri yok mu?

Mükemmel bir sistem kurulsun. Tüm ders olabildiğince mükemmel şekilde video animasyon haline getirilsin. Biyoloji derslerinde animasyonlar, tarih derslerinde gerçek 1.dünya savaşı görüntüleri olsun.

Okullarda öğrencilere bu dersler izletilsin. İzlediği dersten sınav yapılsın. Geçemeyen veya derste konuyu anlamayan öğrenci akşam evde veya hafta sonu okulda aynı videoları tekrar izlesin.

Hocalar bu videoları izletirken bir yandan çocukların sorularını cevaplasın, problem çözdürsün, kaynaklardan bahsetsin.

Daha sonra bu videolar hakkında yorum bölümleri açılsın. Uzmanlar, öğretmenler, veliler ve öğrenciler videolar altına yorum yapabilsin. Videolar ve animasyonlar bu yorumlarla düzenlemeden geçsin, yıllar geçtikçe mükemmelleştirilsin. Öyle ki en az ilgi duyan kişi bile anlayabilsin.

Bir konuyu tam anlayamayan öğrenci bir sonraki konuya geçemesin. Bir sonraki konuya geçebilenler önden gidebilsin, iki kez izlemeden anlayamayanlar ne zaman bitirebiliyorsa o zaman bitirsin.

Bence bu sistemle 12 yıllık değitim 6-8 yıla inecektir. Kimi öğrenci 6 yılda bitirecek kimisi 12 yılda bitirecektir ama başarı oranı %100 olacaktır. Şuan 12 yıl öğretim görüp de okulda gördüğü hiçbir şeyi net hatırlamayan, hayatına uygulayamayan veya kendini biliyor kabul edemeyen pek çok kişi var.

Daha sonra insanlar kendi videolarını hazırlamaya başlasın, beğenilen videolar devletin stüdyosuna çağrılsın. Bu şekilde aynı konuyu farklı tarzda anlatan videolar olsun. Öğrenci istediği anlatım tarzını seçebilsin.

Yıllar içinde müfredat değiştikçe sadece videolarda değişiklik yapılsın veya eklemeler olsun.

Tarihi çok seven bir öğrenciydim, en başarılı olduğum derslerden biriydi. Ama şunu söylemeliyim ki TRT’nin “Büyük Savaş” belgeselini okulda izlemiş olsak hepimizin hevesi artardı ve daha çok şey öğrenirdik.

Protein sentezini bir türlü kafamda canlandırmadığım için keyifle çalışamadım, o zamana kadar sevdiğim bu dersteki notumu düşürdü. Keşke bir kez olsun internette gördüğüm harika animasyonları izlemiş olsaydık.

Öğrencilerin hevesi kaçıyor diye genel kültür adına hiçbir şey sınav konularına dahil edilmiyor ve dolayısıyla öğrenciler de konulara ilgi göstermiyor. Modern Fizik’in doğuş zamanına ait bir belgesel ilk kez Fizik dersi alınacak çocuklara bilim adamlarının hayatları şeklinde gösterilse hepsinin hevesi artar ve ülkemiz daha çok bilime ilgi duyan nesiller yetiştirmiş olurdu.

Çocukları Facebook’tan uzak tutmaya çalışan okullar ve hocalar var. Bir bakıma haklı gibiler. Ama bence çözüm uzak tutmak yerine faydalı şeyleri de internete taşımak.

Her sınıfın kendi Facebook grubu olsa, hoca orada video çözümlerini, anlatılmayan soruları da paylaşsa çocuklar yorumlarda dersi iyi anlamak adına yarışsa, ders videolarını dizi izler gibi izlese olmaz mı?

“Çocuklar ders videolarını dizi izler gibi nasıl izlesin?” diye bir soru gelebilir. Mükemmel anlatım tarzlarını sadece filmler kullanmak zorunda değil. Bence birkaç cümle bile çocukları tamamen cezbedebilir ama videoların tümünü izleme hevesi getirebilir.

Okulda öğretmen bir bakar ki çocuk bir konuda tüm videoları izlemek istiyor. Çocukla ilgili çocuğun bir sonraki öğretmenine “Kimya’ya yüksek ilgisi var, hevesini destekleyelim” şeklinde not düşebilir.

Tabi bu derslere Felsefe, Edebiyat, İlk Yardım konuları da çok güzel şekilde eklenebilir. Lise’den ilkyardım bilerek mezun olmuyoruz. Kendi edebiyatına ait herhangi 5 kitabı yazarlarıyla birlikte sayabilecek öğrenci oranı %20 bile değil. Hangi “-de” ekinin ayrı, hangisinin birleşik yazıldığını bilen kaç kişi? Derdini anlatabilecek kadar ingilizce konuşabilen kaç kişi?

Ayrıca bazı özel konular bazı özel kişilere de anlattırılabilir.

Müzik dersine Sezen Aksu’nun, Milli Güvenlik dersine Genel Kurmay Başkanı’nın, Kimya dersine Oktay Sinanoğlu’nun, Edebiyat dersine Yaşar Kemal’in, İngilizce dersine çocukların sevdiği meşhur bir yabancı aktörün , Beden Eğitimi dersine sevilen futbolcuların girdiğini düşünsenize… Çocukların ilgisi nasıl değişecektir.

İnternet çağında interneti kullanmaya başlayalım.

Önce batının yapıp da bizim kopyalamaya çalışmamızı beklemeyelim.