Gereksiz Bilgi

Einstein’a telefon numarasını sormuşlar, bilmediğini söylemiş. Şaşıranlara da “bir not defterinin yapabileceği işi beynime yaptırmam” demiş.

Abraham Lincoln, biyografisini dikkatle okumamız gereken birisi. Şöyle diyor; “Beynim bir sünger gibi olsaydı, kafamdaki lüzumsuz bilgileri atmak için arada bir çıkarıp sıkmak isterdim.”

Gereksiz bilgi yüktür. Kafka’ya göre derlenip toplarlanmış ve istendiği an kullanılabilen az bilgi, yığınlar halindeki dünya kadar bilgiden çok daha değerlidir.

Einstein, Kafka, Abraham Lincoln; sanırım günümüz şartlarında dehşete düşerler, akılarını korumak için kendilerini gereksiz bilgi bombardımanından uzak tutarlardı.

İlginç bilgiler, şaşılacak bilgiler, bakın ne yaptı haberleri, tıklansın diye üretilmiş milyonlarca içerik. Faydalı her şeyden üretilen zehirler.

Gereksiz bilgilerle dopdolu bir beyni geri almanın bir yolu yoktur. Bir anlayışı değiştirmek için mizah, medya, söylenti gibi yollarla bambaşka bilgilerle beyni doldurup esas konuyu unutturmak eskiden manipülasyon üstadlarının silahıydı. Şimdi biz bunu kendimize yapıyoruz.

Bugünün yaygın bilgileri, bakışımızın önündeki renkli gözlükler gibi. Gözlüklerimiz arttıkça bakışımız değişiyor ama biz gittikçe körleştiğimizi zannedeceğimize daha bilge olduğumuzu zannediyoruz.

“Tüm vaktini çalışmaya adamak tembelliktir” derler. Bir işe girip ömür boyu o işle uğraşmak isteyen herkes aslında iş bulma, iş kurma, çağı yakalama gibi binlerce dertten vazgeçmek istemektedir. Yani yol ayrımlarına başkasının karar vermesi çalışkanlık değildir. Aynı konuda sürekli ve çok çalışmak, düşünmekten kaçmanın en az vicdan rahatsız edici yoludur.

Beyin, bölünmek istemez. İki kolay veya basit konuyla uğraşmaktansa bir zor veya karmaşık konu daha cazip gelir. İnsan bazen pek çok ufak derdiyle başa çıkmaktansa bir büyük derdi daha cazip bulur. Hiçbir sebep yokken aşık olmak bununla ilgilidir. Beyin yatarken, kalkarken, otobüsteyken tek bir konuyu düşünmek ister. Bir derdi çözüldüğünde diğer dertlerini duruyor halde bulacaktır. Mutluluğun da benzer açıklaması vardır. Tüm dertleri unutturacak kadar büyük bir haber beyni bir süreliğine oyalar. Ama hayatta her şeyin etkisi geçer.

Bugün internette, insanlık tarihinde hiçbir neslin maruz kalmadığı kadar bilgi zehirlenmesine uğruyoruz. Komik bir şekilde düşen insanlar, vahşi yaşamında hayvnanlar, altında bir kaza görüntüsü, siyasi bir haber, futbol görüntüsü, bir yangın haberi, arkadaşlarımızın hayatları, güzel sözler, edebiyat vs.

Yani biz, daha az konu isteyen beynimize çok fazla ve çok gereksiz konular yükleriz. Günlük hayatta düşüneceğimiz şeylerin konuların sayısını azalttığımız gibi, mevcut konularda da doğru düşünme ihtimalimizi azaltıyoruz.

Objektif beyne sahip olmanın yolu çok bilgiden uzak durmaktır. Hatta, dışardan bakanlar bizimle, üzerinde çalıştığımız konuyla ilgili bu yüzden bizim farketmediğimiz şeyleri görebilirler. Bakış açısı, bulunduğun yeri bırakmadan değişebilen bir şey değildir.

Katya’nın Yazı romanında şöyle der; “Az şey bilen insanın tehlikeli bakış açısına sahipsin.”.

Bilgi Çağı’ndayız. İnanılmaz şeyler öğreniyoruz. Ama bunlar çok bilgi sahibi olduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine, o konuyla ilgili algımızı tek bir görüntü, tweet, video ile değiştiriyoruz. Kitapları okumadan aforizmalara boğuluyoruz. Hiçbir konuyu kesinlikle anlamıyor ama bildiğimizi zannediyoruz.

Önyargılarımız tavan yaptı, gerçek bilgilerimiz sıfıra indi. İşi kitabından öğrenmek kalmadı. Birilerinin araştırıp, ömrünü verip edindiği bilgilere uzağız. Bunları yapanların görüşlerini derleyenleri dahi okumuyoruz. Bunları derleyenleri okuyanları duymuş kişilerin çat pat yazdığı tek bir görüş tüm interneti dolaşabiliyor ve gerçek ilan ediyor. Kitaplar bas bas aksini söylüyor. Ama aksini söyleyen insanlar kendilerini işin kitabından alıntı yapıyor zannediyor.

Einstein, “Basitçe anlatamıyorsan konuyu anlamamışsındır” der. Bizim kafamızda bilgi çok, sorulunca oradan buradan alıntılar kafamızda canlanıyor. Bildiğimizi sanıyoruz. Bir beyin için bildiğini zannetmekten daha kötüsü olamaz.