Çağdaş İnsanın Bilim Düşmanlığı (Medeniyetsiz Teknoloji Çağı)

Ben insanları iyi veya kötü insan olarak ayırmıyorum, sağcı-solcu diye de ayırmıyorum, zaten milliyet, ırk, cinsiyet ya da dünyanın hangi yerinde, hangi zaman diliminde, hangi koşullarda doğduğu ile ilgili hiçbir nedene göre ayırmıyorum. Aslına bakarsanız müslüman, hristiyan, yahudi, ateist diye de ayırmıyorum. Burada da doğru yolu bulabilecekler ve doğru yoldan sapabilecekler gibi bir ayrım var.

Ben kim olursa olsun, insanları şuna göre ayırıyorum;

Ulaştığı bilgiyi sorgulayan, doğru ise bir görüşe varan, görüşünü sağlamlaştıran veya görüşünden vazgeçen.
Önyargısını bulduğu her şey ile destekleyen, sabit fikirli, peşin hükümlü, inanıcı, aldanıcı, yayıcı.
İster inanın ister inanmayın, tüm felsefe kitaplarında, tüm tarih kitaplarında, tüm dini konularda konu; ya budur, ya bu kesimlerin birbiri ile mücadelesidir ya da ikinci kesimin inanışlarını birinci kesimin sağlam verilerle düzeltme çabasıdır.

Bu kitaplara giremeyecek ama hayatın büyük çoğunluğunu alan konular ise ikinci kesimin kendi içindeki savaşlarıdır.

Ülkemizde kitapçıya gitme oranı inanılmaz derecede düşük, mesleki kütüphanesi olan bir mühendis dahi bulmak zor, bilimsel araştırmalar genellikle zorunluluk ya da akademik bir kurumun onayını geçmek için yapılıyor vs. Ama gazetelerin “bilim” köşeleri, internetteki teknoloji haberleri, Facebook’ta felsefe, psikoloji, edebiyat, bilim, teknoloji sayfaları büyük ilgiye sahip.

Bunları takip etmek paylaşmak bilimle ilgili bir şey zannediliyor, oysa gerçekten bilimle ilgili insanlar bu sayfalara tahammül edemezler.

Mesela bir konuda yapılan yüzlerce bilimsel araştırmada hiçbir zaman istenen sonuç elde edilemedi diyelim. Zaten bilim dediğimiz, pek çok yanlış sonuç arasından tek gerçeğe varmaktır. Yanlış ihtimaller sonsuzdur, gerçek ise tek bir ihtimaldir. Ama bu kadar yanlış sonuç hiçbir zaman gündeme gelmez.

Aykırı bir örnek vereceğim, zira sadece onlar dikkat çekiyor. Diyelim ki cep telefonunun beyne zararlı olmadığı ile ilgili yüzlerce araştırma yapıldı. Gerçekten insanlık yararına çalışıp sağlam veriler arayan bilim adamları bu konuda hiçbir sonuca varamadı. Deneklerin hiçbiri normal yaşam süresi içinde risk taşıyacak konuma gelmiyor. Bu araştırmalar hangi kurum veya üniversite tarafından yapılıyor olursa olunsun; tek bir satır dahi haber niteliği taşımaz. İnsanımız bu gerçeğin asla farkına varamaz. Ama “diyelim ki” günün birinde dünyanın öbür köşesinde deneyinde hatalar olan biri yanlış bir sonuca vardı ve telefonların 20 yılda kanser yaptığını iddia etti. Bütün gazetelerde manşet, internette “paylaşım rekorları”, herkesin havada uçuşan fikirleri ve insanların sadece gazetelerde bir manşete rastladığında ortaya çıkan agresif bilimsel yönüne rastlıyoruz… Ve yine “diyelim ki” o araştırmayı yapan kişi deneyde hata yaptığını farketti ve özür dileyen açıklama yaptı. Hangi medya kanalında bunu görürüz; hiçbirinde. Hatta ihtimal dahi olsa bu araştırma sonucunu desteklemek için sağlam araştırmalar yapıldığında sonuç yine negatif çıkıyor. Ama, halk inanmak istediğine çoktan inanmış durumda. Sonsuza kadar bu konuyu unutmayacak, hiçbir zaman bilimsel verileri takip etmeyecek, gerçeğin ne olduğu ile ilgilenmeyecek ama her tartışmada sonradan özür dilenmiş bu konuyu bilimsel kanıtlarla konuşan kişilere karşı görüşlerine destek olarak kullanmaya devam edecek.

Yüzlerce kez yanlış sonuca ulaşılsa dahi ilginç olmayan gerçek bir haber niteliği taşımaz, ama insanların inanmak istediği tek bir görüş dünya gündemine taşınır. Medyayı insanlığa bilgi ulaşıtrmak için kurulmuş ulvi amaçlar taşıyan araçlar sanmayın, çok satan şeyleri haber yaparak çok okunan ve böylece reklam verenlerin dikkatini çekerek para kazanan şirketlerdir.

Bilimi de istediğimiz gibi yönlendirdiğimizi görüyorsunuz değil mi. Bilimde 100 sayısı 1’den büyüktür. Ama insanlara inanmak isteyeceği “1” verdiğinizde gerçek “100”ü görmezden gelecektir. Yani dünyada ne kadar araştırma yapılırsa yapılsın hiç önemi yoktur. Kendini kandırmak isteyen elbet fikrine delil bulur. Gerçekle ilgilenmeyen %99’u ikna etmek için uğraşan %1’ler olmasa hala ilkel çağları yaşıyor olurduk.

İki tercih arasında karar vermek kolaydır. Zor olan ikisinin de yanlış olduğunu anlamaktır.
İnsanımız dergilerin popüler bilim sayfalarını incelemeyi, teknoloji haberlerini takip etmeyi, en lüks bilgisayarlarda internette sörf yapmayı modernlik zannededursun, fikirlerin karanlığı içinde ilkel bir düşünce yapısına sahipler. Medeniyet; aydınlıktır, aydınlık düşünce yapısının hayat bulmasıdır. Hangi çağda olursa olsun, insan aydınlık düşünüyorsa medenidir. Çağdaş insanımızın kendini aydınlık ve ilerici düşünen zannetmesi bir şey farketmez.

Bugün “modern” insanımız cep telefonundan internete girip uydurma fikirleri gerçek gibi paylaşıyor. 12 yıl önce yayınlanmış sunumun tüm etkileri görülmüş, o gün açıklanan her şey çoktan hayatımıza girmiş olduğu halde “geleceğin teknolojisi” adı altında hayran hayran izliyor. “Şu yasaklansın”, “Bu zararlı” adı altındaki her şeye “sorumluluk bilinci” ile aslını araştırmayı aklına bile getirmeden inanıyor. “İnternette gördüm” adı altında sansasyonel olsun da bir şekilde yayılıp reklamdan para kazanılsın üretilmiş her fikri “bilimsel hoca açıkladı” diye herkese anlatıyor.

Evet elimizde teknoloji var. Bir tıkla bilim ekleri, teknoloji sayfaları, edebiyat sitelerine ulaşıyoruz. Ama bunlar yasaklanmalı; insanlara gerçekten bunlarla ilgileri olduğunu zannettiriyorlar.

İnsanımızın bilimin, objektif düşüncenin, düşünce metodlarının ne olduğundan haberleri yok. Her şeyin sadece ilginç, popüler ve duygularını etkileyen yönleriyle ilgilenip son teknoloji içinde karanlık çağı yaşıyorlar.

“Gerçekle yüzyüze gelemeyecek kadar davanıza bağlı kalmayın; yanlış yanlıştır, kimin söylediği önemli değil.” Malcolm X